ayna lale

Bir zamanlar Amerika: 1800'lerin başında Amerika Birleşik Devletleri'nde lohusalık ateşi adı verilen bir salgın yaşanır. Bazı hastanelerde yeni doğan bebeklerin yüzde yetmişi hastalıktan ölür. Doktorlar ve bilim adamları, bu hastalığın hastanelerin doğum servislerinde yayılmasını nasıl durdurabileceklerini bulmak için boşuna çaba içinde kalırlar.

1843 yılında Oliver Wendell Holmes adında bir doktor çok basit bir iddiada bulunan bir makale yayınlar. Bu hastanelerdeki doktorların kurbanlara otopsi yaptığını ve günün ilerleyen saatlerinde bebek doğurduğunu gözlemler. Dr. Holmes, bu doktorların hastalığı ölen hastaların bedenlerinden yeni doğan bebeklere yaydıklarını iddia eder. Yayılmayı durdurmak için tek yapmaları gereken arada ellerini yıkamaktır. Bugün hepimizin çok aşina olduğu, özellikle de bu salgın sırasında, hastalığın yayılmasını önlemede hijyenin önemi fikrini ortaya atan kişi Dr. Holmes olarak bilinir. 

Bilim camiası başlangıçta bu fikre güler. Tıp camiasının hatalı olduklarını ve Dr. Holmes'un haklı olduğunu anlaması sadece otuz yıl alır. Doktorlar ve bilim insanları bu ölümcül hastalığı durdurmaya yönelik umutsuz çabalarında tamamen yanlış yerlere bakarlar. Ancak ne gariptir ki tek yapmaları gereken ellerini yıkamaktır.

Simon Sinek adlı modern zaman konuşmacısı bu hikayeyi çok yaygın bir fenomenin örneği olarak gösterir. Bir sorunla mücadele ettiğimizde, özellikle de ilişkiler söz konusu olduğunda, sorunun diğer kişi ya da dış etkenler olduğunu varsayarız. Kendi kendimize, “keşke şunu yapmasaydı” ya da “keşke şöyle böyle olmasaydı” diye düşünmeye meyilli oluruz. Sorunu kendimizde aramak kimsenin aklına gelmez. Ancak tek yapmamız gerekenin “ellerimizi yıkamak” olduğunun farkına varmaktır. Başkalarını değiştirmek her zaman mümkün olmayabilir. Ama kendimizi ve tutumumuzu değiştirebiliriz.

İyi olmak: Tora, dünyanın yaratılışının her aşamasıyla ilgili olarak "Tanrı bunun iyi olduğunu gördü" diye yazar. Işığın yaratılışı “iyi”ydi. Ağaçların ve bitki örtüsünün yaratılışı “iyiydi”. Güneşin ve ayın yaratılışı “iyiydi”.

Hakkında bunun söylenmediği tek bir yaratılış insanın yaratılışıdır. Adam ve Hava'nın yaratılışından sonra Tanrı bu yaratılışın "iyi" olduğunu söylemez.

Çünkü insan yaratıldığı anda ne “iyi” ne de “kötü” dür. İnsan hayatının her anında kendisini “iyi” ya da tam tersi kılar. Hepimiz sürekli devam eden çalışmalar içindeyiz. Tanrı, kendimizi daha iyi hale getirme fırsatına sahip olmamız için bize zorluklar ve sınavlar verir. Bunun için de başa çıkmamız gereken zor insanları veya yüzleşmemiz gereken zor durumları hayatımıza sokar çünkü bunlar kendimiz üzerinde çalışmamıza ve daha iyi insanlar olmamıza yardımcı olur.

Kendi ellerini yıkamak: Ancak bu yalnızca "ellerimizi yıkayarak" tepki verirsek, bu zorlukları büyüme fırsatları olarak kullanırsak işe yarar. Yalnızca diğer kişinin veya koşulların nasıl değişmesini istediğimizi düşünürsek ilerleme ve büyüme şansımızı kaçırırız. Başkalarının yaptıklarından dolayı hayal kırıklığına uğramak yerine “kendi ellerimizi yıkamalı” ve durumu en iyi şekilde ele almak için neler yapabileceğimize bakmalıyız. Daha sabırlı, daha kendine güveni olan, daha kontrollü olabiliriz. Daha çok gülümseyebiliriz. Konuşmalarımızı kontrollü yapabiliriz. Zor insanlarla ve zor durumlarla başa çıkmak için yapabileceğimiz pek çok şey vardır. Elbette bunlardan bazıları çok basit bazıları ise de zordur. Hepimiz bu şekilde büyümek ve gelişmek fırsatını yakalarken “iyi” olma durumuna daha fazla yaklaşabiliriz.


Pesah'tan kısa bir süre önce evlenen ve Pesah'tan hemen sonra hahamının yanına gelerek boşanması gerektiğini söyleyen hasidik bir genç hakkında ünlü bir öykü anlatılır. Genç Pesah sırasında eşinin ailesiyle birlikte olduğunu ve çorbasında pirinç gördüğünü anlatır. Aşkenazlar Pesah'ta pirinç yemezler ve bu adam bu geleneği takip etmeyen bir ailenin parçası olamayacağını düşünür.

Haham genç adama masada başka kimsenin çorbasında pirinç olup olmadığını sorar, o da bilmediğini söyler. Kimse bu konuda bir şeyden söz etmemiştir. Haham daha sonra genç adamdan Shtreimel'ini, yani hasidimlerin bayram ve özel günlerde taktığı özel kürk şapkasını getirmesini ister. Genç adam ona, düğününde ilk kez giydiği yeni Shtreimel'ini getirir ve haham parmaklarını kürkün arasında gezdirir. Şapkadan oldukça fazla sayıda pirinç taneleri yere düşer.

Düğünde insanların geleneksel olarak çifte pirinç taneleri fırlattığı ve çok sayıda pirinç tanesinin Shtreimel'e sıkışıp kaldığı ortaya çıkar. Bu adam çorbasını yerken Shtreimel'inden bazı taneler de çorbaya düşmüştür. Yani sorun eşinin ailesinde değil kendisindedir.

Başkalarının ne yaptığı ya da yapmadığı konusunda endişelenmeyi bırakıp bunun yerine kendi şapkamıza, neyi daha iyi yapabileceğimize odaklandığımızda hayat çok daha güzel olur. Zor durumları bu şekilde değerli fırsatlara dönüştürerek her gün daha iyi ve büyüyen insanlar olma fırsatını yakalarız.

Rav İsak Alaluf’un Haftanın Peraşası 5785 Bereşit yazısından alınmıştır