Bu Hafta İçin Saatler

 6 AV

Gelecek Hafta İçin Saatler

Şabat

Başlangıç

Bitiş

5784

Şabat

Başlangıç

Bitiş

Yeruşalayim

18:49

20:06

-----

Yeruşalayim

18:41

19:58

Tel Aviv

19:09

20:09

10 AĞUSTOS

Tel Aviv

19:02

20:01

İstanbul

19:56

20:37

2024

İstanbul

19:47

20:27

İzmir

19:21

20:40

İzmir

19:43

20:31

DEVARİM-דברים

Aftara: Hazon Yeşayau

 

13 AĞUSTOS 2024 SALI TİŞA BE AV

Peraşa Özeti

[www.chabad.org]
(Devarim 1:1-3:22)

Bu peraşa, Tora'nın Beş kitabının sonuncusunun başlangıcıdır. Devarim kitabı aynı zamanda "Mişne Tora - Tora'nın Tekrarlanışı" olarak da bilinir. Bu kitap Moşe'nin, hayatının son beş haftasında, Yarden (Ürdün) Nehri'ni geçerek Erets-Yisrael'e girmeye hazırlanan Bene-Yisrael'e söylediklerini kaydeder.

Moşe mitsvaları tekrar gözden geçirerek, halkın yeni ülkelerine girince başlayacağı yeni yaşam tarzını vurgular: Moşe'nin rehberliğindeki doğaüstü çöl yaşantısından, Yeoşua'nın yönetiminde, Erets-Yisrael'de, bildiğimiz yerleşik normal yaşam düzenine geçeceklerdir.

Bu hafta, peraşanın merkezi teması, casusların (Meragelim) işledikleri günahtır. Peraşa, Moşe'nin, çölde ölen bir önceki neslin günahlarına gönderme yapmasıyla başlar. Moşe casusları Erets-Yisrael'e göndermemiş olsalar ne olacağını halka açıklar. Böyle olsaydı, Tanrı, tüm ülkeyi, Akdeniz'den Fırat Nehri'ne kadar, Amon, Moav ve Edom'un toprakları da dâhil olmak üzere, hem de hiçbir çarpışmaya gerek kalmadan Bene-Yisrael'e verecekti. Moşe daha sonra, casusların günahının dolaylı olarak sebep olduğu diğer günahları açıklar ve konuyu özetler: Tüm nesil çölde ölecek ve Moşe, Erets-Yisrael'e giremeyecektir.

Moşe daha sonra, halka, Tanrı'nın kararını duydukları andaki ilk tepkilerinin, günahı affettirme amacıyla "gidip savaşma isteği" şeklinde gerçekleştiğini hatırlatır. Moşe onlara, artık düşmanlarını mucizevi bir şekilde yenme haklarını kaybettikleri gerekçesiyle gitmemelerini öğütlemiş, ancak onu dinlemeyen topluluk, toplu bir katliama maruz kalmıştır.

Moşe devam eder: Bene-Yisrael'e, Esav (Edom), Moav ve Amon milletleriyle savaşmaması emredilmiştir - zira bu topraklar o dönem için Erets-Yisrael'in parçası olarak öngörülmemişti. Kenaan'ın fethi Sihon ve Og savaşlarıyla başladığında ise, savaş doğal yollarla gerçekleşecekti.

Mİ-DRAŞ YİTSHAK
Rav İsak Alaluf

KAZANMAK ZORUNDA KALMADAN SAHİP OLABİLMEK

Popüler bir sorun: Bugün birçok ailede çocuklar istedikleri hemen hemen her şeye sahip olmuş durumdadırlar.    İstedikleri telefona, oyuncaklara ve oyunlara, arkadaşlara sahiptirler.   İstedikleri kampa gidebilirler.    İstedikleri kıyafet ve ayakkabıları çoğunlukla alırlar.  Evlendikten sonra bile aileleri kendilerine genellikle yardımcı olurlar. Bu yüzden de yardıma ihtiyaç duyduklarında bize, ebeveynlerine her zaman güvenebileceklerini de bilirler.   

Sorunu teşhis edelim: Bugün bir çocuk okulda bir sorun yaşadığında bunu hemen anne babasına söyler. Önce öğretmenle konuşulur. Bu işe yaramazsa veli okul müdürüne gider. Bu da işe yaramazsa velinin okul yönetiminde olan arkadaşları, dostları veya tanıdıkları vardır.     Çocuk, ailesinin arkasında olduğunu bilir ve buna göre davranır. Öğretmeninin davranışlarına veya arkadaşlarının tutumuna karşı ailesi genellikle arkasındadır. Bizim zamanımızda da büyüklerimiz yardım ederlerdi ancak yaptığımız yanlışların üstü örtülmez gerekli uyarı ve müeyyide hemen uygulanırdı. 

Çocuklarımızın, ebeveynlerinin koşulsuz sevgisini ve onların iyiliğine olan bağlılığını hissetmeleri elbette ki önemlidir.   Ebeveynlerine her zaman güvenebileceklerini bilmek, onlara bir rahatlık ve güvenlik duygusunun yanı sıra ebeveynlerinin otoritesine güven verir.   Ama çocuklarımızın her şeye sahip olmasının ciddi sakıncaları da yok değildir.

Tekrardan bir bakış: Bu hafta okuduğumuz Devarim peraşası ile Moşe Rabenu vefatından önce Bene Yisrael’e yaptığı uyarı ve tekrar dolu uzun konuşmasına başlar. Çölde yaptıkları büyük hataları bir kez daha onara anımsatırken özellikle “öncülerin yanlışı” üzerinde durur. Öyle ya Erets Yisrael’in sınırında sayısız mucizeye tanık olan bir toplum ülkede yer alan toplumların güçlü orduları ve yüksek surlar karşısında birden bire cesaretsizliğe kapılır ve Mısır’a dönmek seçeneği her sıkıntıda olduğu gibi yeniden gündeme gelir.

İnsanların pek görmek istemedikleri bir yönden bakmaya çalışalım: Mısır’a dönüş için karar verilse bu nasıl gerçekleşebilirdi?  Her sabah gökten düşen yiyeceklerle ve kayadan su sağlayan seyyar bir kuyuyla mucizevi bir şekilde beslenerek kurak, yaşanmaz çölde bir yılı aşkın bir süredir seyahat ediyorlardı.   Onları dört bir yandan saran mucizevi bulutlarla korunuyorlardı.   Bu doğaüstü hükümlerin Tanrı tarafından sağlandığı konusunda kimsenin aklında hiçbir şüphe yoktu.  Bu olağanüstü barınma ve korunma araçları olmadan çöl koşullarında hayatta kalamayacakları da açıktı.   Barizdir ki Tanrı’ya ihanet etmeleri ve O'nun istediği gibi Erets Yisrael'e gitmemeleri durumunda Tanrı elbette desteğini çekecektir.  O halde Mısır'a geri dönmeyi nasıl başarabileceklerini düşünmüşlerdir?    

Cevap çok zor değildir. Toplum Tanrı’ya karşı geldiklerinde bile Tanrı'nın onları desteklemeye devam ettiğini görmüşlerdir. Sinay dağının eteklerinde bile Bene Yisrael tarihindeki en kötü günahlardan birini işler. Altın buzağı. Ancak Tanrı yine de onları tek etmemiştir. Ertesi gün man yağmaya, su kuyusu takibe devam etmiştir. Koruma bulutları yerindedir. Tanrı, halkını en büyük ihanet anında bile terk etmemiştir.  

Sorun, insanların bu mucizeleri olduğu gibi kabul etmesinde yatar.    Çölde yaşamalarına rağmen temel ihtiyaçlarının karşılanmasının otomatik olduğunu düşünürler. Bu yüzden de Mısır’a geri dönmek konusunda en ufak bir pürüzün olmayacağına inanırlar.    Mucizevi varoluşlarına alışmışlardır. Man gibi bir gıdanın, su kuyusunun ve onur bulutlarının var oluşuna o kadar alışmışlardır ki Tanrı’ya karşı gelmelerinin bun mucizeleri yok edeceğini asla düşünememişlerdir.

Durum her şeye sahip olarak büyüyen çocuklarımızın sorunu gibi.    Kazanmak zorunda kalmadan her şeyi almaya alışmış olduklarından yetişkinliğe her zaman orada olmasını bekleyerek girmeye çalışmaktadırlar.

Gerçekler: Ancak gerçek dünyanın eninde sonunda karşımıza çıkmak gibi bir huyu da vardır. Hepimizin bildiği gibi, hayatın gerçeği, istediğimiz her şeyi elde etmeyi beklemenin mümkün olmayacağıdır.    Hayatın gerçeği, mücadele etmektir.   Hayatın gerçeği, yere düştüğümüz zaman kendimizi yeniden toparlamamızın gerektiğidir.   Hayatın gerçeği incindiğimizde acıyı görmezden gelip devam etmemiz şart olmasıdır. Başarısız olsak dahi gerçek başarısızlıklarımızdan ders alıp yeniden denememiz için fırsatlar yaratmaktır. İstedikleri her şeyi kazanmak zorunda kalmadan büyümek, çocukları gerçek hayata hazırlamaz.   Sadece gerçek hayatın şokunu çok daha zorlaştırır. Bir iş veya ilişki için geri çevrildiklerinde, kovulduklarında, bir müşteriyi kaybettiklerinde, faturalarını ödemek için tutumlu olmaları gerektiğinde, ebeveynlerinin yerine kendi faturalarını ödediklerinde onlar için zor olan daha da zor olacaktır. Ancak insanı hayatta olgunlaştıran da bu zorluklardır.

Çözüm: Şimdi çözüme odaklanalım:   Onlara mutlu, eğlenceli bir çocukluk, her zaman yanlarında olduğumuzu bilmenin verdiği güveni verirken aynı zamanda sıkıntı ve zorluklarla başa çıkacak güç ve becerileri geliştirmelerini nasıl sağlayacağız?

İlk adım için, çok da eski olmayan geçmişten, büyüdüğümüz yıllardan, anne babalarımızın onu kullanmaktan çekinmediği çok önemli bir kelimeyi geri getirmek ile işe başlayabiliriz: sözcüğümüz “hayır.” 

Çocuklarımıza “hayır” demenin yanlış bir tarafı yoktur ve her zaman neden “hayır” dediğimizi açıklamak zorunda değiliz.   Bugün pek çok ebeveyn, çocuklarının isteklerini reddetmenin ilişkilerine neler yapabileceğinden veya özellikle diğer ebeveynler aynı talebe "evet" derken, çocuklarının duygusal olarak çöküntü yaşamalarından korkarlar.    Çocuğun belirli yerlere gitmesini ve belirli saatlerin dışında kalmasını sınırlandırmak ebeveynin yetkisi dahilindedir.  Daha büyük çocuklar bir şey istediğinde bile, ebeveynlerin “hayır” deme hakları vardır.   Bu sözü duymak ve isteklerinin reddedilmesinden kaynaklanan hayal kırıklığı ve hüsranla nasıl başa çıkacağını öğrenmek, çocukların ileriki yaşamlarında çok işine yarayacaktır. 

Kolay değil ama çocuğun itirazlarına ve şikayetlerine rağmen “hayır” demeyi bilmemiz gerekir. Çocuklarımıza her şeye sahip olabileceklerine, ebeveynlerini teslim olmaları için manipüle edebileceklerine inandırarak onlara iyilik yapmayız.    Gerçek dünyada ağlasalar, yalvarsalar, çığlık atsalar bile istedikleri her şeyi alamayacakları açıktır. Bunu ne kadar erken öğrenirlerse, o kadar iyi durumda olurlar.  

Bir önemli gerekliliğe daha dikkat çekelim:    Bazen, son derece değerli olan başarısızlık ve sabretme deneyimini yaşamaları için çocuklarımızın hata yapmasına izin vermemiz gerekir. Çünkü hataların üzerini örtmek onları daha güçlü ve kararlı yapmaz.  

Bunu da öncülerin hikayesinden öğrenilebiliriz. Moşe, Erets Yisrael'e daha sonra topluma rapor verecek  öncüler göndermenin halkın fikri olduğunu hatırlatır. Raşi Tanrı’nın ne olacağını çok iyi gördüğünü casusların cesaret kırıcı bir raporla geri döneceğini ve insanları Erets Yisrael’e ilerlemekten caydıracağını önceden bildiğini söyler. Buna rağmen öncülerin gitmesine izin verir.  Eğitim açısından, Bene Yisrael için bu hatayı yapmak ve ardından hatadan kurtulmak için uzun, zorlu bir süreçten geçmek önemliydi. Bu süreç otuz sekiz buçuk senelik zorlu bir deneyim olmasına rağmen.        

İşte anne babalar olarak çocuklarının hata yaptığını düşündükleri her an müdahale edip onu durdurmamız mümkün değildir. Bazen çocuğun hata yapmasına izin vermek doğru bir harekettir.   Bu deneyim onları, başarıya giden yolda hatalarımızdan ve başarısızlıklarımızdan ders almakla ilgili olan gerçek hayata hazırlayacaktır.

Askerlik görevim sırasında normal yaşama göre farklı gelebilecek sayısız uygulama ile karşılaşmışımdır. Her sabah yatağın belli standartlara göre düzeltilmesi bunlardan biridir. Birçok görev ve sorumluluk beklerken yatağın standartlara göre yapılması insana garip gelebilir. Ancak günün sonunda başarılmış birçok görev için işe basit ama devamlı bir işlem ile başlamak doğru bir adımdır. Birçok tecrübeyi yaşamış Amiral William McRaven dediği gibi “dünyayı değiştirmek istiyorsan işe yatağını toplayarak başla.”

Sadece yatağımızı yapmak gibi basit bir şey bile olsa bir başarı elde ettiğimizde cesaretlendiğimizi hissederiz. Küçük bir başarı, bizi başka bir küçük başarı ve ardından bir başkası için çabalama gücü verir. Böylece, mücadele etsek ve işler yolunda gitmese bile, soğukkanlılığımızı kaybetmez ve kendimize olan umudumuzu muhafaza ederiz. Çocuklarımıza sorumluluklar vermemiz, onlara yapmaları gereken şeyleri öğretmemiz çok önemlidir.   Temizlikçi olsa bile çocuklara yataklarını yapmaları, odalarını toplamaları ve bulaşıklarını mutfağa getirmeleri söylemek gerekir.   Bu onlara en azından gerçek hayatın neyle ilgili olduğuna dair yani kendi kendine yeterlilik, kişisel sorumluluk, dayanıklılık ve sıkı çalışma konusunda fikir verecektir. 

Çocuklarımıza büyük bir mutluluk armağanı vermek istiyorsak, onları önümüzde uzanan gerçeklere hazırlamalıyız.   Bunu yapmak için, onlara şimdiki zamanda mutluluk vermekle gelecekte mutluluğa ulaşmalarını sağlamak arasında bir denge kurmamız gerekiyor.   Bunu yapabilirsek, çocuklarımıza tam olarak ihtiyaç duydukları şeyi vermiş olacağız.

Şabat Hazon’u yaşadığımız bu günde bir kez daha yanlışlarımızın bizleri ne duruma getirdiğini anlamayı kendimize hatırlatmamız gerekir. Kaybettiklerimizi yeniden kazanmak için her zaman açık olan teşuva kapılarının zorlanması özellikle bu zamanlarda ve Roş Aşana’ya giden süreçte son derece etkili olacak belki de bizleri özlediğimiz güzel günlere ulaştıracaktır.

 

DİVRE TORA
Rav Selim Eskenazi

Devarim Peraşasında, basit anlamıyla okunduğu zaman sadece bir yer ismi gibi gözüken "Di Zaav" kelimelerinin altındaki derinliği tadabilmemiz için sizlerle Sayın Moşe Farsi tarafından Türkçe'ye çevrilmiş bir gemara metnini paylaşmak isterim.  

Kişinin Maddiyat Dünyasındaki sahip olduğu bolluk, yani maddi zenginlik, Tanrı’nın ona bahşettiği bir bereket olduğu gibi, kalbinde veya dilinde "Bunları Kolumun Kuvvetiyle, Ben yaptım" düşüncesi ve sözleri için de bir hayat testidir.

Masehet Berahot 32a'da şöyle yazar:

Rabi Yanay’ın Yeşivasından Hahamlar şöyle derler:

Pasukta “Ve Di Zaav” (Devarim 1:1) denmektedir...

“Ve Di Zaav” ile ne kastedilmektedir? (Zaav - Altın)

Rabi Yanay’ın Yeşivasından Hahamlar şöyle dediler: 

Moşe Kutsal Olan’ın (Mübarek’tir O) Huzurunda şöyle dedi: 

“Ey Evrenin Efendisi! Onlara – Yisrael’e – ‘Yeter!’ diyecekleri kadar bollukla vermiş olduğun gümüş ve altın yüzünden – Altın Buzağı’yı yapmalarına işte bu neden oldu!”

Gemara, miktarda aşırılığın olumsuz sonuçları konusunu biraz açmaktadır:

Rabi Yanay’ın Yeşivasından Hahamlar şöyle dediler: 

Bu konu bir benzetme yoluyla açıklanabilir:

Bir aslan, bir saman sepetinin içinden değil, bir et sepetinin içinden kükrer ve duyduğu coşkuyla kendinden geçerek etrafına saldırır.

Gemara aynı konuyu açıklamak için başka bir benzetme kullanmaktadır:

Rabi Oşaya şöyle dedi: 

Misal olarak bu, bir deri bir kemik, cılız bir ineği olan birine benzer. Bu adam ona burçak yedirmiştir ama [inek, adama] tekme atmaktadır. [Adam] ona ‘Bana tekme atmana sana yedirdiğim burçaklar sebep olmadı da ne sebep oldu?” der. 

Aynı şekilde Yisrael de, Tanrı’nın ona fazlasıyla göstermiş olduğu cömertliğinin bir sonucu olarak günah işlemiştir.

Üçüncü bir benzetme: ...

Rav Una’nın oğlu Rav Aha şöyle dedi: Rav Şeşet şöyle dedi: 

Bu, insanların söyledikleri popüler “İşkembeyi doldurmak, kötülük türlerindendir” şeklindeki deyişin bir örneğidir.

Pasukta söylendiği gibi: “Otladıkları gibi [=otlamalarından hemen sonra] doydular; doydular ve kalpleri kibirlendi – bu nedenle unuttular Beni” (Oşea 13:6).

Gemara kanıt olarak ikinci bir pasuk aktarmaktadır: 

Rav Nahman şöyle dedi: Kanıt buradandır: 

“Kalbin kibirlenecek ve … Tanrı’yı unutacaksın” (Devarim 8:14).

Üçüncü bir pasuk: 

Ve Hahamlarımız şöyle derler: Kanıt buradandır: 

“Yiyecek, doyacak ve şişmanlayacak ve başkalarının ilahlarına yönelecek” (Devarim 31:20). 

Ve başka bir kaynak istersen şöyle söyle: Kanıt buradandır: 

“Yeşurun şişmanladı ve tekmeledi” (Devarim 32:15).

Gemara Moşe’nin yakınmasına geri dönmektedir:

Rabi Şemuel bar Nahmani şöyle dedi: Rabi Yohanan şöyle dedi: 

Kutsal Olan’ın (Mübarek’tir O) daha sonra dönüp Moşe’nin sözlerinin doğruluğunu kabul ettiğini nereden öğreniyoruz? 

Pasukta söylendiği gibi: 

“Ve onun için gümüşü çoğalttım ve altını; [ama onlar bunu] Baal için (Putperestlik için) kullandılar” (Oşea 2:10).

Gemara'nın sözleri buraya kadar...

Tanrı’nın bizlere verdiği tüm nimetlerin aslında O'na ait olduğunu hatırlayıp, bu nimetleri O'nun Hizmetinde kullanmaya layık olalım!!!

GÜNLÜK YAŞAMDAN
(Kaynak: Rabilerin öğretilerinden)
Rav İzak Peres

Sıkıntılı bir durumda bulunan kişi “şeeheyanu” berahası söylemeli midir?

Bu beraha sevinçli durumlarda Tanrı’ya teşekkür etmek amacıyla söylenir. Ancak sıkıntılı durumda olan ve bu sıkıntısı devamlı olarak hayatında yer alacak kişi bu sevinci gerektiği gibi duyumsayamayacağından bu berahayı söylemesi doğru değildir.   

YETMİŞ İKİ’ DEN SEÇMELER
(Rav Palaçi’nin 72 kitabı olduğu kabul edilir.)
Rav İsak Alaluf

Rabi Hayim Palaçi (Z’Ts’K’L’) “Kaf AHayim” kitabının ikinci bölümünde gece yapılması gereken görevlere yer verir. Kişinin akşam öncelikle Arvit” duasının gereğine ve önemine odaklanmasının doğru olduğu belirtilir. Kişinin akşam eve geldiğinde yemek yemeden ve uyumadan önce Arvit duasını okuması gerektiğini söyleyen Rabi Gemara Masehet Berahot’da buna verilen önemin anlatıldığını paylaşır. Bu noktada bir zamanlar İzmir sinagoglarında yer alan bir geleneğe de atıfta bulunur. Akşam Arvit duası öncesinde o sinagogun Rabi’sinin “musar – etik” konulu dersler verdiğini ve hemen ardından da Arvit duasına geçildiği söylenmektedir. Günümüzde bu gelenek olmasa da bir zamanların İzmir şehrinde bu geleneğin var olduğunun not edilmesi o zamanlarda şehrin Yahudi yaşamının özellikleri hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir.

HAFTANIN SÖZÜ

Tartışmadan önce kanıtınızı hazırlayın. (Bilge kişi)